9 Haziran 2007 Cumartesi
Photoshop Nedir
Photoshop Nedir ?Photoshop grafiklerinizi ve fotoğraflarınızı " şekillendirebileceğiniz " bir resim editörüdür. Dijital ortamdaki herhangi bir sabit görüntüyle ilgili renk ayarlarını yapabileceğiniz dünyanın en popüler programıdır. Elinizdeki fotografik *****yla ilgili satürasyon, kontrast, ışık gibi görüntüdeki renklerin tüm özellikleri ile ilgilenebilmenizi sağlamaktadır. Bu üstün özellikleri sayesinde bu alanda bir standart olmuştur. Basım yayın organları başta olmak üzere renk ve resimlerle uğraşan her alandaki kuruluş için Photoshop alanında tek ve değişilmez programlardan birisidir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/photoshop-nedir-g-t12118.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/photoshop-nedir-g-t12118.html
Modifiye - Arabanın Altına Neon Işık Verme
Modifiye - Arabanın Altına Neon Işık Verme
http://forum.buokulbitmez.com/modifiye-arabanin-altina-t12120.html
http://forum.buokulbitmez.com/modifiye-arabanin-altina-t12120.html
Hipnoz ve Rüya Analizi
Bu sayfada,hipnoz deneylerim sırasında, gördüğüm fenomenlerin bendeki yansımalarını paylaşmak istiyorum sizlerle.Burada yazdığım örnek vakaların tümü kişisel deneyimlerimdir. Ve yine karşılaştığım bu vakaların her biri, beni Jung'a biraz daha yaklaştırmıştır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/hipnoz-ve-ruya-t8349.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/hipnoz-ve-ruya-t8349.html
Canlılık ve Çevre
CANLILIK VE ÇEVRECANLILARIN ARASINDAKİ BESLENME İLİŞKİLERİ VE YAŞAMA BİRLİKLERİ1) Ototroflar (Üreticiler)
• İnorganik maddelerden organik madde sentezlerler.
• En fazla bulunan gruptur
• İki tiptir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/canlilik-ve-cevre-t8350.html
• İnorganik maddelerden organik madde sentezlerler.
• En fazla bulunan gruptur
• İki tiptir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/canlilik-ve-cevre-t8350.html
Enerji Dönüşümleri (Fotosentez-Solunum)
Enerji Dönüşümleri (Fotosentez-Solunum)Organik evrim teorisine göre ilkel atmosferde yer alan CO2, H2O, H2, NH3,CH4, vb. gibi moleküller şimşek,yıldırım ve u.v ışınların etkisiyle basit organik moleküller haline dönüştü. (Atmosferde oksijen yoktu.)
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/enerji-donusumleri-fotosentez-t8352.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/enerji-donusumleri-fotosentez-t8352.html
Güneş ve Göz Sağlığı
GÜNEŞ VE GÖZ SAĞLIĞIUV ışık yeryüzünden yansıtılır. Toprak ve çimen %1-5, su %3-13 arası yansıtırken kar %88'e kadar yansıma yapabilir. UV etkisi yükseklerde artar, zira filtre edecek atmosfer azalmaktadır. Dağcılarda tırmanma sırasında, güneşin sıcaklık etkisinin azalmasına rağmen güneş yanığı olma olasılığı daha fazladır. Dağa tırmananlar ve kar kayağı yapanlar UV radyasyona en fazla maruz kalanlardır. Gözün yapısındaki belli özellikler UV'ye karşı koruma sağlar. Gözlerin yatay düzlemde yerleşmiş olması ve kemik yapısı önemli koruma faktörleridir. Daha ileri anatomik korunma burun, kaş ve yanakla sağlanır. Göz kapaklarının fazla ışıkta kapanması da koruyucu faktörlerden birisidir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/gunes-ve-goz-t8354.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/gunes-ve-goz-t8354.html
Renkler
enkRenk, ışığın değişik dalgaboylarının gözün retinasına ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğurulup kısmen yansıması nedeniyle çeşitlilik gösterir ki bunlar renk tonu veya renk olarak adlandırılır. Tüm dalga boyları birden aynı anda gözümüze ulaşırsa bunu beyaz, hiç ışık ulaşmazsa siyah olarak algılarız. İnsan gözü 380nm ile 780nm arasındaki dalgaboylarını algılayabilir, bu sebepten elektromanyetik spektrumun bu bölümüne görünen ışık denir. Renkler için genelde kulağımızla duyduğumuz ince ve kalın ses analojisi yapılsa da, ses algısının aksine aynı anda gelen ışık frekansları değişik kanallardan algılanamaz (başka bir deyişle göz frekans analizi yapamaz), dolayısıyla aynı anda ince ve kalın sesleri birbirine karıştırmadan duymamıza karşın gözümüz için bu 'çok seslilik' söz konusu olmadığından değişik ışık frekanslarının sadece kombinasyonlarını algılayabiliriz. Bu prensibi açıklamak veya pratik uygulamalarda kullanmak için çeşitli renk modelleri geliştirilmiştir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/renkler-t8355.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/renkler-t8355.html
Arı sütü
Arı sütüArı sütüArı sütü, 5-15 günlük işçi arıların yutak üstü salgı bezlerinden salgıladıkları bir maddedir. Jel halinde akıcı kıvamda, kremsi-beyaz renktedir. Tadı ekşi ve kokusu keskin fenolik yapıdadır. Yoğunluğu 1.1 g/cm3 olup kısmen suda çözünebilmektedir. Memeli hayvanların memesinde oluşan süt ile ilgisi olmadığı halde-
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ari-sutu-t8356.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ari-sutu-t8356.html
Sut ve faydaları
SütSüt, kadınların ve dişi hayvanların yavrularını beslemek için memelerinden gelen, besin değeri yüksek beyaz sıvıdır. Ayrıca bazı bitkilerin türlü organlarında bulunan beyaz renkte öz suya ve erkek balığın tohumuna da süt denir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/sut-ve-faydalari-t8357.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/sut-ve-faydalari-t8357.html
Tanımlı Hücre Zarında Madde Tasınması
HOMOLOG ORGANHÜCRE ZARINDA MADDE TAŞINMASIKökenleri farklı görevleri aynı organlardır.ÖRN:İnsan1)DİFÜZYON: kolu, kuş kanadı.*Madde moleküllerinin çok olduğu yerden azolduğu yere doğru Günümüzde sınıflandırma yapılırken hücrelerin çekir-madde geçişine denir. değine bakılarak iki ayrı gruba ayrılır.*Difüzyon her iki ortamın madde moleküllerinin miktarı eşit olun-caya kadar devam eder.Buna denge hali denir ve difüzyon durur. 1)Prakaryotik Hücreler*Difüzyonun gerçekleşme nedeni madde moleküllerinin sahip ol- *Çekirdek zarı, çekirdekçik, çekirdek özsıvısı, zarlıdukları hızdan kaynaklanır. Organeller bu tür hücrelerde bulunmaz.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/hucre-zarinda-madde-t8361.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/hucre-zarinda-madde-t8361.html
Biyolojinin Tarihcesi
OrtaçağOrtaçağ İslâm Dünyası'ndaki biyoloji araştırmalarını, bitkibilim ve hayvanbilim çerçevesinde değerlendirilecek olunursa, bu alanların daha çok Aristoteles ve Dioscorides gibi Yunan bilginleri tarafından derlenmiş olan bilgi birikimine dayandırılmış olduğunu söylenebilir. Ancak, bu birikime Müslüman araştırmacıların yaşamış oldukları çevreden edindikleri bilgilerle kişisel gözlemleri de eklemek gerekir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/biyolojinin-tarihcesi-t8366.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/biyolojinin-tarihcesi-t8366.html
Biyolojinin Tarihcesi
OrtaçağOrtaçağ İslâm Dünyası'ndaki biyoloji araştırmalarını, bitkibilim ve hayvanbilim çerçevesinde değerlendirilecek olunursa, bu alanların daha çok Aristoteles ve Dioscorides gibi Yunan bilginleri tarafından derlenmiş olan bilgi birikimine dayandırılmış olduğunu söylenebilir. Ancak, bu birikime Müslüman araştırmacıların yaşamış oldukları çevreden edindikleri bilgilerle kişisel gözlemleri de eklemek gerekir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/biyolojinin-tarihcesi-t8366.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/biyolojinin-tarihcesi-t8366.html
Ders=Biyoloji Konu=Kök hücre
Kök hücreKök hücreler vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Henüz farklılaşmamış olan bu hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptir. Bu özellikleri bakımından kök hücreler kanser, sinir sistemi hastalıkları (Alzheimer) ve hasarları, ****bolik hastalıklar (diyabet), organ yetmezlikleri, romatizmal hastalıklar, kalp hastalıkları, kemik hastalıkları ve daha birçok alanda kullanıma sahiptirler. Günümüzde bu hastalıkların bazılarının tedavisinde organ veya doku nakilleri yapılmaktadır. Ancak, organ veya doku nakli gerektiren hastaların çokluğu, uygun organ ve dokunun her zaman bulunamaması gibi sorunlarla sürekli karşılaşılmaktadır. Bilim ve teknolojideki son gelişmeler doğrultusunda Kök hücrelerin bu alanda kullanılması gündeme gelmiştir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ders-biyoloji-konu-t8369.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ders-biyoloji-konu-t8369.html
Aspirin
SPİRİN NEDİR ?Bütün ilaçlar arasında, aspirin hiç tartışmasız en yaygın olanıdır. Baş ağrısını, diş ağrısını dindirmek veya ateşini düşürmek için aspirin almamış olan var mıdır?
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/aspirin-t8370.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/aspirin-t8370.html
Alkol
ALKOLAlkolizm Nedir? ________________________________________Alkolizm çoğunlukla genetik yoldan geçen, biyokimyasal bir bozukluktur. Ancak, yüksek dozda ve çok sık alkol tüketimine bağlı olarak geliştirilen alkol bağımlılığı da yoğunlukla görülmektedir. Bunların yanı sıra psikolojik ve sosyal baskılar hastalığı etkinleştirici sebeplerdir. İleri dönemlerde hastalık, vücudun tüm sistemlerine en çok da kardiovaskular sisteme, sinir sistemine ve karaciğere zarar verir. Ne yazık ki, bu üç bölgedeki tahribat ölümcül sonuçlar doğurur.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/alkol-t8371.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/alkol-t8371.html
Baykuslar
Baykuş, Strigiformes (gece yırtıcıları) takımından gece avlanan yırtıcı kuş türlerine verilen ad.Başları büyük ve tüylüdür. Kuyrukları kısa olmakla beraber, kanatları enli ve uzundur. Bir kısmının kanat açıklığı, bir adam boyuna ulaşır. Serçe kadar küçük olanları da vardır. Gagaları kıvrık, pençeleri keskin kanca tırnaklı ve döner parmaklıdır. Kuvvetli pençeleri adeta avına kenetlenir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/baykuslar-t8372.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/baykuslar-t8372.html
Tanımlı kan uyusmazlıgı
KAN UYUŞMAZLIĞI:"Kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "A", "B", "AB" ve "O" grubu .. Bir de "Rh" söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kan-uyusmazligi-t8342.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kan-uyusmazligi-t8342.html
Tanımlı kan uyusmazlıgı
KAN UYUŞMAZLIĞI:"Kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "A", "B", "AB" ve "O" grubu .. Bir de "Rh" söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kan-uyusmazligi-t8342.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kan-uyusmazligi-t8342.html
Biyolojinin Tarihi Gelisimi
Biyoloji bilimi, insanın kendini ve çevresindeki canlıları tanıma merakından doğmuştur İlk insanlar çevrelerinde yaşayan sığır , geyik ve mamut gibi hayvanların resimlerini mağara duvarlarına çizerek bunları incelemeye başlamışlardır.Antik çağdan günümüze kadar biyoloji bilimindeki gelişmeleri, ilgili bilim adamlarıyla aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/biyolojinin-tarihi-gelisimi-t9678.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/biyolojinin-tarihi-gelisimi-t9678.html
İnsan Saglıgı ve Doga
Günümüzden yaklaşık on bin yıl öncelere dayanan insanın yeryüzünde görünmesinden bu yana, en temel kaygı beslenme, barınma, üreme ve sayrılıklardan korunma olmuştur. İnsanlığın gelişimini bile bu başat konularda ki ilerlemesine bakarak anlayabilmek olasıdır. Bu kaygılar şüphesiz günümüze değin gelebilmişlerdir ve varlıklarını da sürdürebilmektedirler.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/insan-sagligi-ve-t9689.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/insan-sagligi-ve-t9689.html
Zihin-Beden Sahte Zıtlığı
"Zihin-Beden" sahte zıtlığı, irrasyonel felsefelerin temel öğretisidir ve çeşitli isimlerle ortaya çıkar: "ruh-madde," "bilinç-madde," "zihin-dünya," "duygu-mantık," "düşünce-eylem," "akıl-beden," "arzu-realite," "ahlak-pratik," "teori-pratik," "akıl-kalp," "idealizm-materyalizm," "spiritüelizm-materyalizm" vs.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/zihin-beden-sahte-t8789.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/zihin-beden-sahte-t8789.html
Dizayn Argümanları
Dizayn argümanları, detayda farklı, esas yaklaşımda aynı, bir gurup argümandır. Her biri, tabiatta bir planın varlığına işaret ettiği öne sürülen bir takım verilerden çıkarak, ilahi bir aklın, bir baş planlayıcının varlığını öne sürer. Evrenin bir planı olduğu varsayımı kabul edilirse, bu plandan sorumlu bir "tabiat-üstü" varlığın mevcudiyeti mantıki bir sonuç olarak kabul edilmelidir. Dizayn argümanları üç tiptir: Teleolojik Argüman, Analojik Argüman ve Hayat Argümanı.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/dizayn-argumanlari-t8790.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/dizayn-argumanlari-t8790.html
Bir Felsefe Ya Doğrudur Ya Da Yanliş
SÖZDE MODERN FELSEFELER: YENİ MİSTİZM )Felsefe tarihi bu iki uçta yeralmış filozofların tartışmalarından ibarettir.Doğru felsefenin en önemli üç filozofu: Aristo (M.Ö. 384-322), St.Thomas Aquinas (1225-1274) ve Ayn Rand'dır (1905-1982).Yanlış felsefenin en önemli filozofları ise: Plato (M.Ö. 428-348), Saint Augustine (354-430) ve Immanuel Kant'dır (1724-1804).Başta, " Hegel'cilik, Nietzche'cilik, Egzistansiyelizm (Varoluşculuk), Mantık Pozitivizmi, Pragmatizm ve Marksizm " olmak üzere, sözde modern felsefelerin hepsi doğrudan veya dolaylı olarak Immanuel Kant'dan kaynaklanmıştır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bir-felsefe-ya-t8791.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bir-felsefe-ya-t8791.html
"Tabiat-üstü" Argümanları ve İçlerindeki Temel Yanılgı
Tabiat-üstü"nün varlığını -"akla dayalı" olarak- savunan spesifik argümanları tartışmadan önce, bu argümanların temelinde yatan yanılgıyı ortaya koymak yararlı olur.Mantık yanılgılarından biri, "isbata çalışılan şeyi doğru varsayma" veya "dairesel argümantasyon" yanılgısı olarak adlandırılır. Bu yanılgı şu iki tarzdan birine benzer biçimde ortaya çıkar:
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/tabiat-ustu-argumanlari-t8792.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/tabiat-ustu-argumanlari-t8792.html
Bedhah Evren metalfiziği
Hayırhah Evren" ****fiziğinin tersi, "Bedhah Evren" ****fiziğidir. Bu ****fizik, insanın tabiatı itibariyle çaresiz ve güçsüz olduğunu; insanın başarı göstermesinin, mutlu olmasının ve amaçlarına ulaşmasının imkansız olduğunu; olağanüstülüklerin, felaketlerin ve afetlerin hayatının normal tarzı olduğunu, temel gayesinin bunlarla savaşmak olduğunu kabul eder.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bedhah-evren-fizigi-t8793.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bedhah-evren-fizigi-t8793.html
Suf,sufİ,sofİ Ne Demektİr?
SUF kelime itibariyle yünlü demek olup eskiden yünlü elbise giymek tevazu işareti sayılırdı.Çünkü bugünkü gibi apre ve fiksaj işlemleri ile yünü yumuşatma imkanı olmadığından yünlü elbiseler insan vücudunu tahriş eder,pamuklu ve ipekliler kadar rahatlık vermezdi.Sufiler Hz. MUSA as. nın yünlü giydiği rivayetleri esas alınarak suf giymeyi adet olarak benimsemişlerdi.Zira İbn Mesudun rivayetine göre Hz.PEYGAMBER(SAV) buyurmuştur ki:”MUSA RABBINA mülaki olup O-nunla konuştuğunda üzerindeki elbisesi,cübbesi pantolonu ve başlığı hep yündendi.(tırmizi-libas-10)RABBİYLE mülaki olmaya gitmiş büyük bir peygamberin yün libas giyme geleneği HZ PEYGAMBER(SAV) ve ashabında da devam etmiş,abid ve zahid kimselerin geleneksel kisvesi haline gelmiştir.Hatta bu yüzden hicri ikinci asırdan itibaren abidler yünlü giyen manasına gelen “sufi” lakabıyla anılmış ilimlerine de aynı kökten tasavvuf denilmiştir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/suf-sufi-sofi-t9197.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/suf-sufi-sofi-t9197.html
Kozmolojik Argümanlar
Kozmoloji, evrenin kökeni ve yapısı ile ilgili bir bilimdir. Kozmolojik bir argüman, tabiat argümanına benzer bir mekanizmaya sahiptir. Kozmolojik argümanlar, felsefi veya bilimsel prensipleri, "tabiat-üstü" bir boyut olmaksızın açıklanamayacağı iddia edilen temel bir evrensel olguya tatbik etmek suretiyle yapılır. Kozmolojik argümanlar üç tiptir: İlk Sebep Argümanı, Bağlantılılık Argümanı ve Entropi Argümanı.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kozmolojik-argumanlar-t9198.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kozmolojik-argumanlar-t9198.html
FELSEFi DÜŞÜNCENiN ÖZELLiKLERi
FELSEFi DÜŞÜNCENiN ÖZELLiKLERiEn genel anlamı içinde, soru sormanın sonucu olan ve insanla, insan yaşamıyla ilgili problemlere karşı ilginin gelişmesiyle başlayan düşünce türü. Buna göre, felsefe zor ve çözülemeyen yaşam problemleriyle karşılaşmaktan, bu problemlerle uğraşmaktan korkmayan bir yaklaşım, düşünsel bir tavır olmak durumundadır. Felsefe insan yaşamının anlamıyla, varlık, bilgi ve değerle ilgili sorulara bir yanıt getirmeye, bu konularda ortaya çıkan problemleri çözümlemeye çalışırken, işe sıfırdan başlamayıp, belli bir bilgi birikimine sahip olunduğunu varsayarak çözüm getirmeye çalışır. Çünkü insanların yaşamlarında neyin önemli olduğunu değerlendirebilmeleri için, hayatla ilgili bazı deneyimlere sahip olmaları gerekir. Demek ki, felsefe insan yaşamının anlamıyla ilgili sorulara yanıt verirken, başka bilgi türleri tarafından sağlanan bilgilerden yararlanarak, genel, bütüncül ve kuşatıcı yanıtlar getirmeye çalışır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/felsefi-dusuncenin-ozellikleri-t9199.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/felsefi-dusuncenin-ozellikleri-t9199.html
Bilgi Türleri
BİLGİ TÜRLLERİa-) GÜNDELİK BİLGİ
1. İnsanların gündelik yaşamın akışı içinde sıradan deneyimlerinin bir ürünüdür.
2. Özneldir.(subjektiv)
3. Sezgiseldir;başka deyişle kavrayış yoluyla öğrenilir.
4. Kesin değildir.
5. Sistemli ve tutarlı bilgiler değildir.
6. Yöntemsizdir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bilgi-turleri-t9200.html
1. İnsanların gündelik yaşamın akışı içinde sıradan deneyimlerinin bir ürünüdür.
2. Özneldir.(subjektiv)
3. Sezgiseldir;başka deyişle kavrayış yoluyla öğrenilir.
4. Kesin değildir.
5. Sistemli ve tutarlı bilgiler değildir.
6. Yöntemsizdir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bilgi-turleri-t9200.html
İbni Haldun
(1333 -1406) İslâm-Yahudi felsefesinin yine Batı bölümünden olan bir başka düşünür İbni Haldun'dur. İbni Haldun'un kişiliğinde, ilk kez gerçek bir "tarih filozofu" ile karşılaşıyoruz. İlkçağda tarih felsefesi, hemen hemen, yok gibidir.Antik dönemin filozofları daha çok doğa ile ilgilenmişler, tarihe fazlaca ilgi duymamışlardır. Ortaçağın başlarında bu durum tümüyle değişti. Tarih felsefesinin Augustinus'un sisteminde ne kadar geniş yer aldığını hatırlayacağız.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ibni-haldun-t9201.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ibni-haldun-t9201.html
Aydınlanma Çağı
Aydınlanma Çağı, akıl'ı kurucu ilke olarak benimseyerek, tüm toplumsal yaşamın ve düşünüşün buna göre şekillendirilmesine yönelinel dönemdir. Kant, aydınlanmacılığı, "aklı kullanma cesareti" olarak tanımnladığında, genel olarak Aydınlanma Çağı'nın felsefesini vermektedir. 18. yüzyılda Avrupa'da ortaya çıkıp gelişmiş ve "aydınlanma" fikriyle yaygınlaşmıştır.Kant, aydınlanma düşüncesinin kurucu ilkesi olan akıl konusunda şöyle der:
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/aydinlanma-cagi-t9202.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/aydinlanma-cagi-t9202.html
Marksist Tarih Anlayışı
yazan Louis AlthusserKlâsik iktisatçıların, iktisat kategorileri için, tarihî değil, ebedî bir kavramları olduğunu söylemek –bu kategorilerin, kavramlarına uygun hale getirilmeleri için, tarihî olarak ele alınmaları gerektiğini söylemek– tarih kavramını önermektir, ya da daha doğrusu, olağan imgelemde varolan, ama kendi kendisi hakkında soru sormak gereğini duymayan belirli bir tarih kavramını önermektir. Aslında, kendisi bir teorik sorun yaratan bir kavramı, çözüm olarak sunmaktır; çünkü kabul edildiği ve anlaşıldığı biçimiyle bu, eleştirilmemiş bir kavramdır, bütün “bariz” kavramlar gibi, teorik içerik olarak, varolan ya da egemen ideolojinin kendisi için çizdiği işlevin ötesinde bir içeriği olmayan bir kavramdır. Statüsü henüz incelenmemiş, ve bir çözüm olmak şöyle dursun, aslında teorik bir sorun olan bir kavramı, teorik çözüm olarak sunmak demektir. Demek ki bu tarih kavramı Hegel'den ya da tarihçinin ampirik pratiğinden ödünç alınıp Marx'ın düşüncesine ithal edilebilir ve bundan ötürü herhangi bir ilke çiğnenmiş olmaz; yani, böylesine safça “toparlanıvermiş” olan bu kavramın etkin içeriği üstüne öncel eleştirel sorular hiç sorulmaz; sanki bunun böyle olması hiç de tartışmayı gerektirir bir şey değildir. Oysa, her şeyden önce yapılması gerekli olan şey, Marx'ın teorik sorunsalının bu tarih kavr..... yüklediği içeriğin ne olduğunun sorulmasıdır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/marksist-tarih-anlayisi-t9203.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/marksist-tarih-anlayisi-t9203.html
Benedetto Croce'de estetik'in bir bilgi problemi olarak temellendirilmesi
1.Estetik fenomeni, ya da sanat fenomenini oldum olası bir bilgi problemi olarak ele alan düşünürlere rastlanır. Bunlara göre, estetik ya da sanat olayı insan ile nesneler dünyası arasında meydana gelen bir tür bilgi olaydır. Örneğin Antik felsefede böyle bir düşünceyi Platon'da buldugumuz gibi, Yeniçağda estetik'i bağımsız bir bilgi kolu olarak kuran A.G. Baumgarten'da ve çağımızda da Benedetto Croce'de buluyoruz. Bu örnekler daha pek çok çoğaltılabilir. Bizim burada özellikle ele almak istediğimiz çağımızın ünlü italyan düşünürü ve estetikçisi B. Croce'nin estetik'i ya da sanat fenomenini bir bilgi problemi olarak nasıl temellendirdiğidir. Çünkü Croce, estetik'i ya da sanat fenomenini bir bilgi problemi olarak temellendirirken, bunu, tamamen kendine özgü bir yolda yapar ve daha önce sanat fenomenini bir bilgi problemi olarak temellendiren düşünürlerden tamamen ayrılır. Bunun için simdi ilkin Platon'un ve Baumgarten'ın estetik'i ya da sanat problemini bir bilgi problemi olarak nasıl temellendirdiğine, Croce'nin problemi temellendirmesi için bir hazırlık ve bir karşılaştırma olmak üzere kısaca işaret etmek istiyoruz.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/benedetto-crocede-estetikin-t9204.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/benedetto-crocede-estetikin-t9204.html
Radikal kapitalizm
Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, bu durumun baş sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.Yirminci yüzyıl kapitalistleri,"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/radikal-kapitalizm-t9206.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/radikal-kapitalizm-t9206.html
Felsefede Rasyonel Bireycilik ve sahteleri
Bireycilik, hem ahlaki-politik, hem de ahlaki-psikolojik bir kavramdır. Ahlaki-politik bir kavram olarak bireycilik, birey haklarının üstünlüğü prensibinin kabulü demektir: insan, başlı başına bir amaçtır, başkalarının amaçlarının bir aracı olamaz. Ahlaki-psikolojik bir kavram olarak bireycilik, bireyin zihni bağımsızlık prensibinin kabulü demektir: insan, bağımsız olarak düşünmeli, yargılamalı ve hiçbir şeye kendi aklının hükümranlığından daha üstün bir yer vermemelidir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/felsefede-rasyonel-bireycilik-t9207.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/felsefede-rasyonel-bireycilik-t9207.html
Felsefenin hayat hissi ile orantısı
İnsanların özellikle ürkütücü bulduğu fenomenlerden bir tanesi; insanın yaptığı -iyilik veya kötülük- her işi kaydeden, hiçbir şeyin kendisinden gizlenemeyeceği, hüküm gününde insanın karşısına bu kayıtla birlikte çıkacak olan, tabiat-üstü bir kaydedicinin var olduğu mitidir. Bu mit, realitede doğru değildir; ama, psikolojik olarak doğrudur. Bu acımasız kaydedici, insanın bilinçaltının bütünleştirme mekanizmasıdır; tutulan kayıt, insanın hayat hissidir.Bir hayat hissi, ****fiziğin kavramsallık-öncesindeki eşdeğeridir: insan ve mevcudiyet üzerinde, duygusal, bilinçaltı bir bütünleştirmeyle yapılmış bir değerlendirmedir. Bir insanın hayat hissi, o insanın duygusal tepkilerinin tabiatını; o insanın karakterinin asli çizgilerinin tabiatını belirler.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/felsefenin-hayat-hissi-t9209.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/felsefenin-hayat-hissi-t9209.html
Ahlak (Moralite, Etik)
AHLAK (MORALITE, ETİK)Ahlak, bireyin hayatının gayesinin ne olması gerektiğini tayin eden, bu gayeye erişmek için nasıl bir seyir tutturması gerektiğini gösteren, faaliyetleri sırasında yapmak zorunda kalacağı tercihlerde kendisine rehberlik edecek değerler hiyerarşisini ve prensipleri nasıl elde edeceğini gösteren bir sistemdir. Felsefenin bir dalı olan ahlak, aynı zamanda bir bilimdir. En genel anlamında bilim, realitedeki olguları keşfetmek ve onları ilişkilendirilmiş bir sistem içinde sınıflamak için kullanılan bir metodolojidir. Belirli bir bilimin tanımını belirleyen -yani, o bilimin alanını, diğer bilimlerden ayırt eden- şey; o bilimin, realitenin hangi yönlerini anlamaya çalıştığı hususudur. Başka bir deyişle, "realitedeki hangi spesifik olgular bu bilimi gerekli kılmıştır?" sorusuna verilecek cevap, bir bilimin tanımını belirler. Bir bilim olarak ahlak,
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ahlak-moralite-etik-t9211.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/ahlak-moralite-etik-t9211.html
Edebiyat dönemleri
DİVAN EDEBİYATI(13.-19.yy)DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/edebiyat-donemleri-t6651.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/edebiyat-donemleri-t6651.html
âşik Edebiyati Nazim Türleri
ÂŞIK EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİÂşık edebiaytı nazım türleri genellikle koşma ve semâi biçimiyle yazılır. Bu türler koşma ve semâilerden konuları bakımından ayrılır.GÜZELLEME: Doğa güzelliklerini anlatmak ya da kadın, at gibi sevilen varlıkları övmek için yazılan şiirlerdir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/sik-edebiyati-nazim-t6652.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/sik-edebiyati-nazim-t6652.html
Fecr-i Ati Edebiyati (1909-1912)
FECR-İ ATİ EDEBİYATI (1909-1912)20 Mart 1909 tarihinde İstanbul’da biraraya gelen sanatçılar 1910 yılında bir bildiri yayımlayarak kendilerini kamuoyuna tanıtırlar. Bu, edebiyatımızdaki ilk bildiridir (24 Şubat 1910, Servet-i Fünun).Bildirilerinde, edebiyatın ciddiye alınması, Batı edebiyatının daha yakından tanıtılması, düşünce ve edebiyat konularında koferanslar düzenlenmesi, bir Fecr-i Ati kurulması gibi amaçlarının bulunduğunu açıklarlar.Geçmişte kaldığını söyledikleri Servet-i Fünun anlayışını eleştirmekle birlikte onların da bir adım ötesine gidememişlerdir.
devamı: http://forum.buokulbitmez.com/fecr-ati-edebiyati-t6653.html
devamı: http://forum.buokulbitmez.com/fecr-ati-edebiyati-t6653.html
Kaygusuz Abdal
Kaygusuz Abdal'ın Yaşamı :Kaygusuz Abdal'in asil adi Alâeddin Gaybî'dir. Padisah II. Murat (1421-1451) döneminde ve 1341-1444 yillari arasinda yasadigi, babasinin Hüsameddin Mahmud oldugu söyleniyor. Dogdugu, öldügü yer ve yil kesin olarak bilinmiyor. Menkibeye göre yasami söyle: Gaybî, Alaiye (Alanya) Beyi'nin oglu imis. Iyi bir ögrenim görmüs. Bir gün yaraladigi bir geyigi kovalarken Abdal Musa'nin Elmali'daki dergahina varmis. Dervislerden geyigi sormus. Abdal Musa, koltugunun altina saplanan oku göstererek, "Ogul attigin ok bu mudur?" diye sormus. Sasirip üzülen Gaybî, onun ayaklarina kapanmis, tekkesine kul olup Kaygusuz adini almis. Kirk yil orada hizmet etmis. Bektasiligin ululari arasina girmis. 1424-1430 yillarinda Rumeli'yi dolasmis. Edirne, Yanbolu, Filibe ve Manastir'da bulunmus. Daha sonra Hacca gitmis. Misir'a gönderilerek kurdugu tekkeye seyh olmus. Ünü Islam dünyasina yayilmis. Ölünce, Mukattam daginda bir magaraya gömülmüs...
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kaygusuz-abdal-t9196.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kaygusuz-abdal-t9196.html
Tanzimat Dönemi.. ve herşey
TANZİMAT’A DOĞRUAslında Osmanlı Devleti bu tür fikir alanındaki yeniliklere, daha doğrusu Avrupa medeniyeti ile olan temasları çok daha evvelinden sağlamakta gecikmişti. Türk-Avrupa münasebetleri, Kanuni Sultan Süleyman devrinde, Fransa'ya yapılan Osmanlı yardımı nedeniyle, Türk-Fransız dostluğu başlamış ve Fransız kültürünün yayılmasına bir zemin hazırlanmıştır. Osmanlı devletinin Avrupalılaşma yolunda atmış olduğu en kesin adım, Abdülmecit'in hükümdar olduğu ve 1839 yılında başlayan "TANZİMAT INKILABI"dır. Tanzimat; Avrupa medeniyetinin Türk toplumuna girmesi gibi görünürse de, aslında Tanzimat İnkılabı Avrupa medeniyetinin; siyasi, askeri ve ekonomik baskılarla kendisini Türkiye'ye kabul ettirmesi ve Osmanlı'nın sömürgeleşmesiyle birlikte yok olması demektir. TANZİMAT EDEBİYATITanzimat Fermanı ile, siyaset, idare ve eğitim alanlarında Batı uygarlığına resmen katıldıktan sonra Batı’yı örnek edinen Avrupai Türk Edebiyatının birinci dönemidir. Tanzimat Edebiyat, siyasi tanzimatın ilanından aşağı yukarı yirmi yıl sonra, 1860’da, Şinasi’nin Tercümanı-ı Ahval gazetesini çıkarmasıyla başlar,1895’e kadar sürer. Tanzimat Edebiyatı; eski kuruluşlarla düşüncelerin karşısına toplumsal ve siyasal düzenlemelerle çıkar. Basımevlerinin gelişmesi, gazeteciliğin Batı’dan geniş ölçüde esinlenmesi, güçlü edebiyatçıların yetişmesi etkili bir kamuoyu yaratır.Tanzimat Edebiyatı, Batıya yönelmiş bir Türk Edebiyatıdır. Toplum hayatımızın hızla değişme ve gelişme akımlarının itici fikir gücü Tanzimat’la başlar. Divan Edebiyatı’nın yüzyıllar boyu süren durgunluğu Tanzimat’la ortadan kalkar. Tanzimat’tan sonra orta sınıf teşekkül eder; bu orta sınıf kendi edebiyatını yaratır; yeni bir edebiyat ortaya çıkar. Dil, artık Divan Edebiyatı dili değil, orta tabakanın günlük konuşmaya çok yakın olan dilidir. Tanzimat’tan sonra nesir, roman, tiyatro, büyük bir yer işgal eder. Nesrin gelişmesinde gazeteciliğin büyük rolü vardır.Tanzimat Edebiyatı ile topluma yeni bir duyuş, düşünüş ve anlatış tarzı, yeni bir dünya ve insan anlayışı gelmiş; bütün edebiyatımız boyunca önemsenmemiş bulunan düz yazı dönemi başlamıştır. Avrupa düşünüş sistemi Tanzimat’la memlekete yayılır. Sanat toplumun görevinde bir araç olarak kullanılır. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai bu dönemin en önemli kişileridir. CANLI EDEBİYATA GİRİŞTanzimat’la edebiyatımıza yeni bir dünya görüşü, yeni bir insan anlayışı girer. Duyuş, düşünüş ve anlatış olanaklarımız genişler. Edebiyatımız cansız dünyayı, cansız insanları anlatmaktan, canlı dünya anlatımına, etli canlı konulaştırmaya Tanzimat’la başlar. Tanzimat öncesi edebiyatımız cansız bir edebiyattır. Tanzimat Edebiyatı; toplumcudur, doğrunun, iyinin peşindedir. Bu dönemin şair ve yazarları, edebiyat yolu ile ulusu uyandırıp yükseltmek; gerilik, kötülük ve baskıları yok etmek gayesini taşırlar. Topluma karşı kendilerini sorumlu sayarlar. Tanzimat döneminde yetişen yazarlar, eski edebiyatı yıkarak, yerine, Batı Edebiyatı yolunda yeni bir edebiyat kurmayı gaye edilmişlerdir. Şinasi, Ahmet Refik Paşa, Fransız klasisizminin; Namık Kemal, Ahmet Mithat Fransız romantizminin etkisinde kalarak o yolda eserler vermişlerdir.Tanzimat sonrası edebiyatımız uluslaşma, çağdaşlaşma olanaklarını da birlikte getirir. Yazı dilinde konuşulan Türkçe’ye gidilir. Tanzimat ile birlikte eleştiri, hikaye, roman ve tiyatro gelir; gazetecilik başlar. Batı’nın edebiyat akımlarından romantizm, realizm, natüralizm, sembolizm, parnasizm edebiyatımız girer. TANZİMAT’TA ROMAN VE ÖYKÜTürk edebiyatında batılı anlamda roman ve öykü Tanzimat döneminde başlamıştır. Ülkemizde roman ve öykünün gelişiminde batı edebiyatından yapılan roman çevrilerinin büyük katkısı vardır. İlk çeviri Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’ un les Aventures de Telemaque (1699) adlı yapıtının çevirisidir. Yapıt 1862’de Terceme-i Telemak adıyla çevrilmiştir. Aynı yıl Victor Hugo’nun romanı Sefiller de dilimize çevrildi. Bu yapıtları Daniel Defore’dan Hikaye’i Robinson (1864), François Rene Chateubriand’dan Atala (1872) çevirileri izledi.Türk edebiyatında ilk öykü ve roman denemeleri Ahmet Mithat yazmıştır: Kıssadan Hisse , Letaif-i Rivayat. Bu dönem roman ve öykücüleri , dil ve sanat anlayışları bakımından birbirinden ayrılır. Ahmet Mithat, Emin Nihat Şemsettin Sami Nabizade Nazım halka seslenmeyi ilke edindikleri için oldukça yalın bir dille; Namık Kemal Samipaşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem ise seçkin bir topluluğa seslenmeyi ilke edindikleri için Yeni Osmanlıca’yla yazmışlardır. Bu dönem roman ve öykülerinde konular ya günlük yaşamdan ya da tarihten seçilmişti. Tutsaklık ya da sürgünlük (Namık Kemal , İntibah; Samipaşazade Sezai), aile baskısıyla gerçekleştirmek istenilen evlilikler, batılaşmanın yanlış algılanması gibi konular işlenmiştir. Birinci kuşak romancı ve öykücüleri romantizmin ; ikinci kuşak romancı ve öykücüleri olan Samipaşazade Sezai, Mizancı Mehmet Murat Recaizade Mahmut Ekrem ve Nabizade Nazım Gerçekçilik ve Doğalcılık akımlarının etkisinde kalmıştır. Namık Kemal’in Cezmi’si ilk tarihsel roman olma özelliği taşır. Araba Sevdası ilk gerçekçi roman olma özelliğini taşır. Nabizade Nazım da Karabibik adlı uzun öyküsü ile Anadolu köy yaşamını Türk roman ve öyküsünün konu dağarcığına sokmuştur. Aynı yazarın Zehra adlı romanı da ilk doğalcı psikolojik roman örneğidir. Tanzimat romanları, üstünlükleri yanında , ilk örnekler olmanın çeşitli aksaklıkları da taşımaktadır. Yazar çoğunlukla romanının içinde yer alır, kendi ağzından düşüncelerini söyler ve araya girer; çevre ve doğa betimlemeleri iyi yerleştirilememiştir; dil zaman zaman doğallığını yitirir ve kurguda çeşitli tutarsızlıklar vardır.TANZİMAT ŞİİRİTanzimat şiirinde hem Divan şiirinin, hem de Batı şiirinin büyük etkileri görülür. Tanzimat şairleri genellikle Divan şiiri kültürüyle yetişmişlerdir; bazıları da Avrupa’da özellikle Fransa’da bir süre yaşadıkları için Fransız şiirini yakından izleme olanağı bulmuştur. Batı edebiyatından ilk şiir çevirileri de bu dönemde görülmektedir. Fransız şiirinden yapılan çeviriler çoğunluktadır. Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Jean de La Fontaine, Jean Racine, François Fenelon, Nicolas Boileau, Alfred de Musset gibi şairlerden çeviriler yapıldı.Bu şiirler Türk şiirinin biçimsel yapısını etkiledi. Batının, sone,terza rima, ottavarima gibi nazım biçimleri kullanılmaya başlandı. Gene çevirilerin etkisiyle Klasikçilik, Romantizm, Gerçeklik, Parnasizm, Sembolizm gibi edebiyat akımları Türk edebiyatında tanınmaya başlandı. Çeviri şiirler Türk şiirini öz bakımdan da etkiledi. Yeni düşünceler, kavramlar, imgeler, simgeler ve özellikle batı dillerinden birtakım yeni sözcükler bu dönemde dilimize girdi. Tanzimat şiirinin ilk kuşağında bazı temel kavramlar ilk kez kullanıldı. Şinasi’de “uygarlık, hak, adalet, yasa, devlet ile halkın karşılıklı hak ve ödevleri”; Namık Kemal’de “özgürlük ve yurt”, Ziya Paşa’da “geri kalmışlık” bunlara örnektir. Tanzimat’ın ikinci kuşağında toplumsal temalar daha geriye, ikincil duruma düştü, fizikötesi gündeme geldi. Recaizade Mahmud Ekrem’de “ölüm”; Abdülhak Hamit’te “ölüm” yanı sıra “Tanrı, yaşam, dünya, madde, ruh varlığın ne olduğu ve sonu” gibi temalar ağırlık kazandı. Tanzimat’ın ilk kuşağı “yeni insan”ı yaratmaya çalışıyordu, yaklaşımları toplumsal ve ahlaksaldı. Toplumun çağdaşlaştırılmasını ana ilke edinmişlerdi. İkinci kuşağın gündemini ise daha çok şiirle ilgili konular ve ****fizik alanlar oluşmuştur. Başka bir deyişle, ikinci kuşak “sanat sanat için” ilkesini benimsemiştir. Tanzimat’ın birinci kuşağında Namık Kemal, Şinasi, Ziya Paşa; ikinci kuşağında Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Muallim Naci gibi şairler vardır.TİYATROBatılı anlamıyla tiyatro da Tanzimat döneminde görülür. Bu dönemde geleneksel tiyatro içine giren türler (kukla, Karagöz, orta oyunu gibi) de varlığını sürdürmüştür.Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul’un çeşitli yerlerinde tiyatro binaları yapılmaya başlandı. Önceleri özellikle İtalyan ve Fransız, daha sonra da Ermeni tiyatro toplulukları bu binalarda oyunlar sergiledi. Mihail Naum , Güllü Agop gibi Ermeniler’in Türkçe oyunları da sergilemeleri önemli bir gelişmeye sebep oldu. Güllü Agop 1868’ de kurduğu Osmanlı Tiyatrosunda ilk kez düzenli olarak temsiller vermeye başladı; müzikli oyunlar dışında Türkçe oyunlar sergilemenin tekelini 10 yıl elinde tutmuştur. Birçok Türk erkek tiyatro sanatçısı ilk kez bu tiyatroda sahneye çıkmıştır. Müslüman Türk kadınının sahneye çıkması şeriat hükümlerine göre olanaksızdı. Bu yüzden bazı kadın rollerini bazı durumlarda yabancı kadınlar ya da erkekler oynamışlardır. Bu tiyatro 1884’te Ahmet Mithat’ın Çerkez Özdenler oyununu oynarken oyun özgürlük duyguları aşıladığı gerekçesi ile tiyatro kapatılmış, binası da yıktırılmıştır. Bundan dolayı bu tarihten 1908’e kadar kadar Türk tiyatrolarına tuluat oyunları egemen olmuştur.Mardiros Mınakyan’ın kurduğu Osmanlı Dram Kumpanyası Türkçe oyunlar sahnelemeye devam etmiştir. Türk edebiyatında ilk tiyatro yapıtı olarak Hayrullah Efendi’nin(1817-66) Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşen’i (1844) adlı dramı gösterilmektedir.Şinasi’nin Şair Evlenmesi (1860) ilk güldürü olarak kabul edilmektedir. Ali Haydar (1836-1914) ilk trajedi , Direktör Ali Bey (1844-99) de karakter güldürü örnekleri vermiştir. Yazar, çevirmen, tiyatroya maddi ve manevi destek sağlayan devlet adamı olarak Ahmet Vefik Paşa(1823-91) ’nın Tanzimat tiyatrosuna çok büyük katkısı olmuştur.Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarlamaları çok önemlidir. Feraizcizade Mehmed Şakir (1853-1911) duru bir Türkçe ve başarılı bir teknikle yazdığı oyunlardan ötürü “ Türk Moliere’i”olarak adlandırılmıştır.Bu dönem tiyatrolarında çoğunlukla toplumsal ve tarihsel konular işlenmiştir. Öbür türlere oranla Tanzimat döneminde tiyatro çok daha etkili olmuştur. Bu bakımdan bazı Tanzimat yazarları (Namık Kemal , Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit) tiyatro oyunları da yazmıştır.TANZİMAT NESRİEdebiyatımızda gerçek nesir, Tanzimat’la başlar. Gazete ile birlikte Batı anlayışındaki nesir türleri de, edebiyatımıza girer. Tanzimat edebiyatımızı yaratanlar şiir yazmakla beraber, asıl yeniliği nesrimizde yapmışlardır. Makale, eleştiri, söylev, hikaye, roman, tiyatro vb. hep Tanzimat edebiyatımızın getirdiği yeni nesir türleridir.Divan nesrinde süslü yazmak , özentili bir üslup vardır. Tanzimat nesriyse, cümleyi gereksiz boş sözcüklerden kurtarmış, fikri ön plana almıştır. Bu nesirde seciler atılmış, cümlenin boyları kısalmış, doğrudan doğruya konuya girmek yolu tutulmuş, ilk defa noktalama kullanılmıştır.Şinasi’nin nesri oldukça kuru, Namık Kemal’in şişkincedir; Abdülhak Hamit’e gelince, şairane bir duyguluk kazanır. Servet-i Fünuncuları etkileyen Hamit nesri, halktan uzak düşen felsefi fikirlerin tezatlı söz sanatları ile yüklüdür. Tanzimat nesrinde sadeliği en ileri götüren Muallim Naci; halk diline en çok yaklaşan ise Ahmet Mithat Efendi’dir.Edebiyatımızdaki nesir türlerini üçe ayırabiliriz: 1- Divan edebiyatında açık ve edebi nesirle yazılan eserler; 2-Halk edebiyatında hikayeler, kahramanlık destanları, esersiz temsiller: meddahlık, karagöz, ortaoyunu gibi; 3-Yeni edebiyatta gazete, dergi, tiyatro, roman, hikaye, tarih; gezi, coğrafya, mektup, anı, edebiyat tarihleri gibi.Süslü nesirle Divan şiiri arasında paralellik vardır. Ustalık, hüner göstermek amacı taşır. Arapça, Farsça, sözcüklerle tamlamalarla yüklüdür. Söz oyunları, düğümlü uzun cümlelerle, seci’lerle doludur. Edebi nesir de denir. Süslü divan nesrimizin baş temsilcilerimizden sayılan Nergisi (1592-1635); münşeat yazarıdır. Secilerle örülü tumturaklı terkiplerle yüklü, süslü divan nesrimizin Veysi ile birlikte baş temsilcisi sayılır. Halk diline dayalı; süsten, söz sanat oyunlarından, özentilerden uzak; Arapça, Farsça, sözlerle tamlamalara elden geldiğince az yer verilen bir nesirdir sade nesir. Halkı amaç tutan konularımız; dinsel, tasavvufla ilgili yapıtlarımız, halk hikayelerimiz, Kur’an tefsirlerimiz, menakıpnamelerimiz, hadis kitaplarımız, ortaklaşa özellik taşıyan Osmanlı Tarihleri’miz; halka birşeyler öğretmek isteyen yazıyla ilgili eserlerimiz sade nesir yani öğretici nitelikteki nesirlerdir TANZİMAT GAZETECİLİĞİTanzimat’la gelen, halkın okuyuş oranında gelişen Türk gazeteciliği, Türk gazeteciliği, Türk Edebiyatı’nın yepyeni bir döneme girmesini sağlar. Makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi, şiir, inceleme, eleştiri, deneme, hikaye ve roman türlerinin gelişmesinde gazeteciliğimizin etkisi büyük olur.Gazete, her gün bir toplumdan, bir sorun üzerinde fikir ve görüşe sahip ikinci bir toplum çıkarabilecek kudrette bir çözümleme ve birleştirme organıdır. Gazete sayfaları her gün yüz binlerce insanın beraber toplanıp, beraber düşündükleri, konuştukları bir toplantı meydanıdır. Demokratik toplumların hayatında en önemli rolü fikirler oynamaktadır. Fikir özgürlüğünün olduğu her yerde kişiler, çeşitli olanak ve araçlardan faydalanarak, fikirlerini savunmak isterler. İşte bu araçların en önemlisi ve en etkilisi gazetedir. Gazete dünyadaki bütün olup biten olayları günü gününe halka bildiren, haberleri kendi görüşü ile yorumlayan, ufkumuzu her türlü bilgiler vererek genişleten düşüncelerimizi aydınlığa götüren, halkı dar görüşten kurtaran basılmış kağıtlar topluluğudur.Tanzimat gazeteciliği; halkın görüşüyle birlikte edebiyatı da değiştirir. Çünkü günlük yaşamın gazeteyle ön plana geçmesi, edebiyatımızda da etkisini gösterir. Bu gazeteleri okuyanlar, Batı’dan yapılan roman çevirilerini izleyenler, yeni bir dünya görüşüyle karşılaşırlar. Eski yaşamın, tüm olarak dine göre düzenlenen kurumlarla fikirleri, Tanzimat sonrası gazeteciliğiyle dinamikleşir.Tanzimat’ta yayınlanan gazetelerin sayısı yetmişe yaklaşırken, dergiler yüzü geçer. Tanzimat Edebiyatı’nın oluşmasında, yeni Türk nesrinin doğmasında en büyük rolü oynayan, en önemli görevi yüklenen gazetelerle dergilerin belli başlıları: Takvim-i Vekayi(1831), Ceride-i Havadis,(1840) gibi resmi gazetelerle; Namık Kemal’in yayınladığı İbret(1871); Hadika(1872) Ali Suavi’nin yönettiği Muhbir(1866); Ahmet Mithat’ın çıkardığı Devir(1872); Sıraç(1873); Vakit(1875); Ebüzziya Tevfik’in Mecmua-i Ebüzziya(1879); Hazine-i Fünun(1882); Gayret(1886), Asar(1886), Maarif(1890), İkdam(1894)’dır.Tanzimat şairleri ile yazarlarının hemen hepsi gazetecilik, dergicilikle ilgilidirler. «Umum tarafından anlaşılmakla» amaçları burdan gelmektedir. Edebiyat dergilerinin çıkışı gazetelerden sonra geldiği için, ilk edebiyatla ilgili yazılar gazetelerle yayımlanır. Bu yüzden; Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Ahmet Vefik Paşa, Ebüzziya Tevfik, Şemsettin Sami, Recaizade Mahmut Ekrem... gazetecilikle edebiyatı kaynaştırırlar.NAMIK KEMALNamık Kemal 1840 yılında, Tekirdağ'da doğdu. Babası Mustafa Asım Bey, Sultan İkinci Abdülhamit'in müneccimbaşıydı. Namık Kemal, büyükbabası Abdüllatif Paşa tarafından büyütüldü. Abdüllatif Paşa memur olduğu için Namık Kemal'de onunla birlikte Anadolu ve Rumeli'de bulundu. Bu yüzden sürekli ve tam bir öğrenim göremedi. Dedesinin Kars Kaymakamlığı sırasında, Şeyh Vaizzade Mehmet Hamit Efendi'den, tasavvuf ve edebiyat dersleri aldı. Abdüllatif Paşa'nın son görev yeri olan Sofya'da bir yandan Fransızca, Arapça ve Farsça dersleri alırken bir yandan da divan edebiyatı yolunda şiirler yazmaya başladı. Şair binbaşı Eşref Paşa kendisine Namık mahlasını verdi. Namık Kemal, Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi'nin kızı Nesime Hanım ile evlendi. Dedesinin 1856'da görevinden ayrılması üzerine İstanbul'a döndü. Burada Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet gibi şairlerin toplantılarına katılmaya başladı. Bab-ı Ali Tercüme odasına memur oldu. Encümeni Şuara'ya girdi. Leskofçalı Galip'ten şiir ve tasavvuf ile bazı toplumsal fikir ve davranışlar konusunda etkilendi. Şinasi ile tanışınca onun etkisinde kalarak, batı edebiyatına ve kültürüne yakın ilgi duydu. Şinasi'nin çıkardığı, Tasviri Efkar Gazetesinde yazmaya başladı. Şinasi'nin 1865 yılında Paris'e kaçması üzerine, gazetenin yayınını tek başına sürdürdü. Bu dönemde genellikle sosyal konularda yazdığı yazılarıyla dikkat çekti. Eğitim meselesi üzerinde durarak, kadınların da eğitim ve öğretimden yararlanmaları fikrini ileri sürdü.İstibdat rejimi ile savaşmak üzere kurulan Yeni Osmanlılar Cemiyetine girdi ve bir yandan da hükümetin tutumunu eleştiren yazılar yazmaya başladı. Hükümet, siyasetine aykırı düşen gazetelerin bu yolda yazı yazmalarını yasakladı ve bazı gazeteleri kapattı. Namık Kemal'de 1867 yılında Erzurum vali muavinliğine tayin edildi. Fakat hükümetle arası açılmış olan Mısır Valisi Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine, arkadaşı Ziya Paşa ile Paris'e kaçtı. Bir süre sonra da Londra'ya geçti. Mustafa Fazıl Paşa İstanbul'a dönme izni alınca arkadaşlarına maaş bağladı ve Londra'da cemiyet adına bir dergi çıkarılması için sermaye bıraktı ve bu sermaye ile Ali Suavi'nin yönetiminde Muhbir gazetesi çıkarılmaya başlandı (31 Ağustos 1867). Namık Kemal ve Ziya Paşa, Ali Suavi ile anlaşamadılar. Namık Kemal, yine Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarmaya başladı (28 Haziran 1868). Namık Kemal kalebentlikle Magosa'ya sürüldü. Sultan Beşinci Murat'ın tahta çıkışından sonra, ancak 1876 yılında İstanbul'a dönebildi. Bir süre sonra Sakız mutasarrıfı oldu (1887) ve burada öldü (1888). Mezarı Gelibolu'dadır.ZİYA PAŞAYarab ne eksilirdi derya-yı izzetindenPeymane-yi vücude zahr-ab dolmasaydıAzade-ser olurdum asib-i derd ü gamdenYa dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydıTanzimat edebiyatımızın en seçkin şair ve yazarlarından biri, İstanbul’da Kandilli’de doğdu. Soyu Erzurum’lu olan, gümrük memuru Feridüddin Efendi’nin oğludur. İlk öğrenimini bir süre mahalle mektebinde yaptıktan sonra, Beyazıt rüştiyesinde okudu. Sadaret Kalemi’ne memur oldu (1842). Zeki, kabiliyetli bir genç olmasına rağmen, derbeder bir yaşantısı vardı. Divan edebiyatı yolunda şiirler yazıyordu. Reşit Paşa, onu saraya katip olarak yerleştirdi (1855). Saray memurluğunda düzenli hayata alıştı; Fransızca öğrendi. Ali Paşa’nın sadrazam olması ile saraydan uzaklaştırıldı; sırası ile Zaptiye Müşteşarı, Atina elçisi, paşa rütbesi ile Kıbrıs, Amasya mutasarrıfı, Meclis-i Vala azası oldu.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/tanzimat-donemi-hersey-t7900.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/tanzimat-donemi-hersey-t7900.html
Cümle Çeşitleri
A. YÜKLEMİN TÜRÜNE GÖRE CÜMLELER
1. Fiil Cümlesi 2.
İsim Cümlesi B.
ÖĞELERİN DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER..
Zirkonyum nedir ?
Sembol: ZrAtom numarası: 40 Atom ağırlığı: 91.224 g/mol Oda koşullarında (25°C 298 K): Gümüşümsü beyaz renkli katı ****l d-blok elementi
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/zirkonyum-nedir-g-t8376.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/zirkonyum-nedir-g-t8376.html
Kristallendirme
DENEYİN ADI : KristallendirmeDENEYİN AMACI : Elimizde bulunan benzoik asidin kristallendirme yöntemi yardımıyla kristallendirerek saflandırılmasını gözlemlemek.TEORİK BİLGİ : Ayırma ve Saflandırma Yöntemleri :Buharlaştırma : Buharlaştırma işlemi çözeltinin hacmini azaltmak yada kuru hale getirmek için yapılır. Sıvılar genellikle porselen kapsüllerde buharlaştırılır. Bunun sebebi porselen kapsüllerde yapılan buharlaştırma işleminin daha çabuk olmasıdır. Buharlaştırma yapılırken kabın üzerine uygun çaplı bir saat camı konularak sıçrama yada dışardan yabancı madde girme olasılığı engellenmiş olur. Saat camı sıçrayan maddeyi tutarak yeniden kaba alınmasını sağlar. Sıçramanın azaltılması için yüksek ısıdan kaçınılmalı ve sıvı devamlı karıştırılmalıdır. Çözeltinin suyu tamamen buharlaştırılacaksa işlemin sonuna doğru düşük ısıda çalışılmalıdır.Çok az miktardaki sıvılar için tüplerde yapılan buharlaşma işlemi sırasında tüpü devamlı sallamak ve kaynamaya engel olmak gerekir. Buharlaştırma işleminde genellikle su buharı kullanılır. Su banyolarının ısısı 100 ºC den az olduğu için yüksek ısı ile maddede oluşabilecek değişiklik engellenmiş olur. Gliserin ve yağ banyoları ise yüksek sıcaklık için kullanılır. Buharlaştırma yapılırken çıplak alev kullanıldığı takdirde kabın kırılması veya maddenin kimyasal yapısında değişmeler gibi istenmeyen durumlar oluşabilir. Bu nedenle kum banyosu, telli asbest levha kullanıla bilinir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kristallendirme-t8377.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kristallendirme-t8377.html
İyon Değiştirici Reticeler
İyon Değiştirici Reçineler İyon değiştiriciler , çözünür olmayan katı maddenin yüzeyindeki anyon veya katyonun, çözeltideki benzer yüklü iyon ile yer değiştirmesi ilkesine dayanır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/iyon-degistirici-reticeler-t8378.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/iyon-degistirici-reticeler-t8378.html
Madde
Madde, boşlukta yer kaplayan, kütlesi, eylemsizliği ve ağırlığı olan her şeydir.Kendi çapında saf madde ve karışımlar olarak ikiye ayırdığı zaman saf maddeleri elementler ve bileşikler oluşturur. Saf maddenin belirli özellikleri vardır ve bu özellikleri hiç değişmez. Tam saf madde yok gibidir. Bir madde içinde bulunan yabancı maddeler, kimya ..
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/madde-t8379.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/madde-t8379.html
Bor atomu
Borun temel cevherleri; kernit (Na2B4O7.4H2O), boraks (Na2B4O7.10H2O), kolemanit (Ca2B6O11.5H2O) ve uleksit (NaCaB5O9.8H2O) gibi boratlardır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bor-atomu-t8380.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/bor-atomu-t8380.html
ElementLerin Kullanım AlanLarı...
(Elementler, atom numaralarına göre sıralanmıştır) 1. Hidrojen (H): Ticari gübrelere azot bağlanmasında, katı ve sıvı yağların doyurulma işleminde (hidrojenasyon), ****nol, amonyak ve hidroklorik asit gibi bileşiklerin eldesinde kullanılır. Kaynak yapımında, hidrojen balonlarını şişirmede ve petrolün işlenmesinde kullanılmasının yanında, şimdilik daha çok roketlerde olmak üzere yakıt olarak da kullanılır. "Hidrojen Yakıt Gözeleri", hidrojen gazından elektrik enerjisi eldesi için geliştirilmekte olan bir teknolojidir. Çevre dostu hidrojen, doğal gaz ve benzine alternatif olarak kabul edilmesinin yanında, kimyasal işlemlerde, ****lürjide ve rafinerilerde de kullanılabilecek niteliktedir. Döteryum ve trityum izotopları da, nükleer fisyon ve füzyon işlemlerinde kullanılmaktadır.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/elementlerin-kullanim-alanlari-t8381.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/elementlerin-kullanim-alanlari-t8381.html
Asitler
Asitler. suyla hidrojen iyonları üreten hidrojen bileşimleridir. Hidrojen iyonları çözeltiyi asidik yapar. Asitler turnusol kağıdına kırmızı renk verir. (Bazlar ise morartır)Laboratuvardaki asit şişelerinin üzerinde, aşındırıcı ve zararlı olduklarına işaret eden etiketler bulunur (üstte). Meyvelerdeki organik asitlerin tadı keskindir. Bunlar zararsızdır ancak, eşekarılarının iğnelerindeki asit acı verir. Aküler (altta) zararlı sülfürik asit içerir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/asitler-t8382.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/asitler-t8382.html
Vanadyum nedir ?
Sembol: VAtom numarası: 23Atom ağırlığı: 50.9415 g/molOda koşullarında (25°C 298 K): Gümüşümsü gri renkli katı
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/vanadyum-nedir-g-t8383.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/vanadyum-nedir-g-t8383.html
Osminyum nedir ?
SOY ve NADİR bir ****l Osminyum Elementi. Simgesi Os, atom numarası 76, atom ağırlığı 190.23 ergime noktası 3045.0 °C, kaynama noktası 5027.0 °C olan geci$ ****li
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/osminyum-nedir-g-t8386.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/osminyum-nedir-g-t8386.html
Titanyum nedir ?
Sembol: TiAtom numarası: 22Atom ağırlığı: 47.867 g/molOda koşullarında (25°C 298 K): Gümüşümsü katı ****l d-blok elementi
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/titanyum-nedir-g-t8387.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/titanyum-nedir-g-t8387.html
Kimya Tarihi
Kimya TarihiBundan aşağı yukarı 250 yıl önce, 1754'te, yayınlanmış olan Fransızların ünlü d'Alambert Ansiklopedisinde kimyacılar ve kimya şöyle tanımlanmıştır : "Kimyacılar; kendilerine özgü dilleri, kanunları ve birtakım gizlilikleri olan, uğraştıkları mesleğin topluma bir yararı olmayan, toplum içinde münzevi (yalnız başına kalmayı seven) bir hayat süren, toplum içinde küçük bir gruptur". İşte bundan 250 yıl önce kimya ve kimyacılar bu şekilde tanımlanmıştır. Kimyada henüz bilgilerin tam oluşmadığı, kimya sanayin henüz kurulmadığı bir dönemde, hele El-kimyacıların başka ****llerden kimya reaksiyonları yardımıyla ****llerin kralı olarak nitelendirilen altını, filozof taşını, insanlara sonsuz ömür sağlayacak ve insanları gençleştirecek iksir elde etmek için, gizlilik içinde, boş şeylere inanıp bunları elde etmeğe çalışmaları göz önüne alınacak olursa, bu dönemde bu tarhın bir dereceye kadar geçerli sayılabilir ki, bunu yadırgamamak gerektir. Ama geçen zaman içinde çok şey değişmiştir. Bugün birçok ülkede kimyacıların ve kimya mühendislerinin sayısı hiç de ihmal edilecek bir durumda değildir. Türkiye'de meslek olarak kimyagerlik eğitimine başlandığı 1918 yılında üç öğrenciyle öğretime başlanmış iken bugün mevcut 61 üniversite'nin Kimya Bölümlerine 3000'nin üstünde öğrenci alınmaktadır. Bugün gelişmiş, yani sanayileşmiş, ülkelerin ekonomik gelişmelerinde "öncü sektör" olarak nitelendirilen sektörlerin başında kimya sektörü gelmektedir. Bugün bütün üretim sektörüne hizmet veren tek sektör kimya sektörüdür. Kimya sektörünün ekonomi içinde genişliğine ve derinliğine etki gücü bakımından "kimya sanayi olmadan sanayileşmenin düşünülmesi, kan dolaşımı olmadan bir insanın yaşamını sürdürebilmesini düşünmek gibi imkânsız bir şeydir".
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kimya-tarihi-t8388.html
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/kimya-tarihi-t8388.html
Analitik Kimya
TEMEL KAVRAMLAR,
01. Analitik KavramıAnalitik kimya, bir maddenin bileşenlerinin ayrılması, tanınması ve miktarlarının bulunması işlemlerini içerir. Analitik kimyada yapılan analizleri nitel analiz ve nicel analiz olarak iki gruba ayırabiliriz. Nitel analiz (kalitatif), örneğin hangi bileşik, iyon veya element içerdiğini belirlemeyi sağlar. Nicel analiz (kantitatif) ise örnekteki bileşenlerin bağlanma miktarlarının bulunmasını sağlar.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/analitik-kimya-t8390.html
01. Analitik KavramıAnalitik kimya, bir maddenin bileşenlerinin ayrılması, tanınması ve miktarlarının bulunması işlemlerini içerir. Analitik kimyada yapılan analizleri nitel analiz ve nicel analiz olarak iki gruba ayırabiliriz. Nitel analiz (kalitatif), örneğin hangi bileşik, iyon veya element içerdiğini belirlemeyi sağlar. Nicel analiz (kantitatif) ise örnekteki bileşenlerin bağlanma miktarlarının bulunmasını sağlar.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/analitik-kimya-t8390.html
MUM NASIL YAPILIR?
MUM NASIL YAPILIR?
Kalıplı mumlar her şekilde ve her boyda yapılabilir. Burada, kalıptan çıkarılan bir mum gösterilmektedir. Kap içi mumu da yapabilirsiniz; bu durumda mum kalıp içinde kalmaktadır ve kalıp mumun bir parçası haline gelmektedir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/mum-yapimi-t8385.html
Kalıplı mumlar her şekilde ve her boyda yapılabilir. Burada, kalıptan çıkarılan bir mum gösterilmektedir. Kap içi mumu da yapabilirsiniz; bu durumda mum kalıp içinde kalmaktadır ve kalıp mumun bir parçası haline gelmektedir.
devamı:http://forum.buokulbitmez.com/mum-yapimi-t8385.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)